Tanrısal Bir Bakışla Varlık ve Yokluk

Pek  çoğumuz teolojik anlatı ve ideolojilerde Tanrı’yı “var” kabul eder ve tüm ahlaki sistemimizi, iyi ve kötü yargılarımızı bu tanımlara göre inşa ederiz. Ancak Tanrı’nın varlığı ve yokluğu, bir o kadar ona Tanrı denmesi kadar kısıtlı bir bakış açısı olacaktır. Nitekim Tanrı kavramını her şeyi yaratan olarak ele aldığımızda, bu yaratılışın somut ve soyut varlıklardan öte, bütün kavram ve anlayışları da kapsaması gerekir.

Tanrı, her şeyi var eden ise, algı ve anlayışımıza dair bütün düşünce ve sistematiği, ahlakı ve sözcüğü de var etmiş olması gerekir. Yani, varlık ve yokluk olarak ele aldığımız hatta ne olduğunu tanımlayamadığımız “hiçliği” dahi onun var etmiş olması gerekir.

Yine Tanrı, anlam olarak bakıldığında her şeyi yaratan ve mutlak irade sahibi ise, yarattığı bütün somut ve soyut varlıklardan, kavramlardan ve hallerden bağımsız olması gerekmektedir. Bu bağımsızlık (muhtaç olmama, içerisinde olmama hali) bütün anlamlar ve anlayışlar için de geçerlidir.

Yani Tanrı, varlığın ve yokluğun da içerisinde olmamalıdır. Nitekim varlık ve yokluk hallerini de yaratan bizzat kendisidir. Daha da ileri bir felsefeyle Tanrı’nın, ona dair aklımıza gelen bütün düşüncelerden, anlardan, hislerden ve kavramlardan da bağımsız olması gerekir. Nitekim aklımıza gelen bütün hayali kavram ve kurguları yaratan da Tanrı’nın ta kendisidir.

Bu yüzden bizler her ne düşünürsek düşünelim hiçbir zaman gerçekten Tanrı’yı düşünüyor olmayacağız. Nitekim düşünceler, anlamlar ve aklımızdaki tüm karakterler, onun var etmesiyle mümkün olmuştur. Bu yüzden Tanrı, varlık ve yokluk ve hiçlik kavramlarının ötesinde olmalıdır. Tıpkı Rumi’nin “Ey makamı var ile yokun üzerinde olan” hitabında olduğu gibi.

www.perigraf.net